Reisin yeni rotası: Atlantik | MHP bu gemiye biner mi? - Ece Sevim Öztürk

img acıklama

Achilleus

Üye
26 Mar 2021
1,004


2023 seçimlerine doğru hızla ilerlerken Ankara kulislerinin bir numaralı gündemi ittifaklar yeniden şekillenecek mi sorusu olmaya başladı.

Erdoğanın AK Parti - MHP ittifakından uzaklaşma zorunluluğu ise artık gizlice değil, yüksek sesle dillendirilmeye başlanan bir tabuya dönüşmüş durumda. Dış politikasında keskin bir değişikliğe giden Erdoğan ise kartları yeniden karmaya hazırlanıyor.

***
Erdoğanın tüm siyasi hayatına baktığımız zaman, iç politikasını dış politikasına göre tayin ettiğini rahatlıkla görebiliriz. Erdoğan parlamenter sistem döneminde ittifaklarını uluslararası dengeler gözeterek tayin etti. Bugün de durum farklı değil.

Yenikapıda kurulan birlikteliğin ardından şekillenen siyasi atmosfer, Türkiyenin altmış yıllık dış politikasını kökünden değiştirdi ve rotayı Avrasyaya çevirdi. Erdoğan da iç politikaya yeni bir balans ayarı yaparak MHP ile yollarını birleştirdi.

Bununla beraber devlet mekanizmasında gerçekleştirilen tasfiyeler ve yeni atamalar, yargı erki başta olmak üzere pek çok kurumda yeni bir politik örgütlenmenin önünü açtı. Atılan her adım Cumhur ittifakının görünen ve görünmeyen liderlerinin yönlendirmesi ile Türkiyenin Avrasya yolculuğunda önemli bir etki alanına ulaştı.



15 Temmuzun ardından Çin ve Rusya ile yapılan ticari anlaşmalar, S-400 alımı, Demirtaş ve Kavala gibi isimlerin tutuklanması, Rahip Brunson krizi gibi konular, ABD ile iplerin gerilmesini sağlasa da bu eski ve köklü rabıtanın tamamen kopartılabildiğini söyleyemeyiz.

AK Parti lideri tüm bu gelişmelerin üstüne, uzunca bir sürenin ardından gözlerini yeniden Batıya çevirdi. Elbette bu durum bizlere yeni ittifakların doğacağını da haber veriyor. Tabii Erdoğan bunu yaparken dış politikada beş yıldır tayin ettiği Çin - Rusya ile ilişkilerini de bir dengeye oturtmak durumunda olduğunun farkında. Özellikle S-400 krizi konusunda elini sıkı tutarak Rusyaya karşı oyalama politikasına girişeceğini hesaplamak mümkün.

ABD İLE İLİŞKİLERİ KURTARAN AK PARTİLİ KURMAYLAR

Peki Avrasya yolculuğunda Türkiye ile ABD arasındaki kapının aralı kalmasındaki tüm başarı yalnızca Erdoğanın mıydı? Şüphesiz ki değildi. Bu yonganın ağırlığında AK Partinin kimi kurmaylarının etkisi de yadsınamayacak kadar büyüktü.

Pusulası daima Batıyı gösteren ve ABD Başkanı ile bakan düzeyinde görüşebilen yegâne isim olan Berat Albayrakın stratejik ricâtına kadar attığı adımlar, Avrasyacı kurmaylar arasında da kendisine yönelik itibar suikastlarının zeminini hazırlayan gelişmelerdendi.



Türkiye - ABD ilişkilerini sıcak tutan diğer bir önemli isim ise Hulusi Akardı. Akar, Karabağdan Libyaya, Suriyeden Afganistana kadar neredeyse her yerde uluslararası ilişkileri yürüten kurmay olarak karşımıza çıkıyor.

AK Partinin eksik kaldığı her noktayı adeta tek başına kapatıyor diyebileceğimiz Akar, yurtdışı operasyonlarındaki liderliği vesilesiyle de uluslararası arenada mevkidaşlarından daha fazla saygınlık görüyor.

Genelkurmay Başkanının ve bakanların üstünde bir pozisyona sahip olması da elini güçlendiren bir etmen. NATO ile ilişkileri düzeltebilmek için yaptığı salvolar da sonuçsuz kalmadı; bugün Türkiye - NATO ilişkileri 2016da olduğundan çok daha iyi durumda diyebiliriz.



Benzer şekilde İbrahim Kalının uzlaştırmacı girişimleri ve ABD Kongresinin gündemine F-35 satımını yeniden aldırabilmesi de onu bu isimlerin arasına yerleştiriyor.

Tabii, hepsinin ve her durumun dışında ele almamız gereken en önemli isim ise, Erdoğanın her daim güvendiği Hakan Fidan elbette. Kendisinin özellikle Libyadaki faaliyetleri ve Afganistan meselesinde Erdoğanın hamlelerini arttıran girişimleri sayesinde, AK Parti liderine iç siyaset arenasında da daha geniş bir manevra alanı açtırdığını söylemek mümkün.

Bu saydığım isimler son beş yıldır akan nehrin tersine yüzmeye çalışmaları sebebiyle, AK Parti içinden de dışından da spesifik bir şekilde saldırılara açık bir pozisyonda kaldılar.

Denge politikası izlemeye çalışan İbrahim Kalın, tavrını çoğunlukla Avrasya'dan yana koyan Fahrettin Altun karşısındaki pozisyonunu korumayı başardı, iç siyasetin dışında kalmaya çalışan Hulusi Akar ve Hakan Fidan daha da güçlendiler, ailevi bağlar ve ekonomi gibi bir sorumluluğun altında en kolay hedef hâline dönüşen Berat Albayrak ise geri çekilmek durumunda kaldı. Dolayısıyla Erdoğanın da dümeni çevirmesiyle işlerin bu isimlerin lehlerine değişeceğini öngörmek hiç de zor değil.

Erdoğan her ne kadar bu beş yıllık Avrasya politikaları sebebiyle BM zirvesinde Batılılardan arzu ettiği ilgiyi göremese de ilişkilerin yavaş yavaş normalleşebileceğini görecek kadar uzun süredir siyaset sahnesinde.

Elbette Erdoğanın ve mezkûr kurmayların ABD ile yeniden yollarını birleştirmek istediğine yönelik sıraladığım bu kanaatler, siyasi gelişmeleri izleyen her ilgilinin açık istihbarat ile takip edip, kapalı siyaset ekseninden ele alarak varabileceği sonuçlar.

SARAYDAKİ KAYNAK: BERAT ALBAYRAK GERİ DÖNÜYOR

İşin gazetecilik kısmına gelecek olursak eğer, kaynaklarımın analizimi destekleyecek biçimde, oldukça ilginç veriler sunduğunu söyleyebilirim. Euronewste kaleme aldığım habere henüz göz atmayan okurlar buradan okuyabilirler.

Saraya yakın kaynaklara göre, Erdoğan bir süredir yakın çevresine yaptığı değerlendirmelerde, beş yıldır kurumlarda taltif edilen küçük bir grubun salahiyetini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik kararlı bir tutum sergiliyor. Kaynak, Albayraka yönelik olarak da Berat Albayrakın geri dönmesi için hazırlıkların hızlandığını açıkça belirtiyor.
Son birkaç yıldır gürültüsüz bir şekilde sürdürülen tasfiyelerden geriye kalan son isimlerin de seçime kadar gönderileceği konusundaki Erdoğanın tavrı ise Sarayın oldukça üst katlarında konuşulur hâle gelmiş bile.

Yine yakın gelişmelere göz atarsak, AK Parti liderinin grubuna açık bir talimat vererek gidip hakkında suç duyurusunda bulunun dediği İlker Başbuğ hakkındaki soruşturmanın aylarca bekletildiğini unutmamak gerek.

İlgili soruşturma, ancak bugünlerde iddianameye dönüştürüldü. Erdoğan yargıda bu kadar güçlüyse bu soruşturmalar nasıl bekletildi? İddianamenin zamanlamasının bu noktada kaynağımın iddiasını doğrular nitelikte bir hadise olarak karşımızda durduğunu görebiliriz.

ATLANTİK GEMİSİNE MHP BİNMEZ

Eğer koridorlardan da yükseldiği üzere Erdoğan yüzünü eskiden olduğu gibi tamamen Atlantike dönecekse, ittifakta değişikliğe gitmesi gerektiğinin de ciddiyetle farkında demektir. Zirâ bugünkü bir AK Parti - MHP birlikteliği, sandalye sayısı açısından eskiden olduğu gibi seçimleri Erdoğan için garanti hâline de getirmeye yetmiyor. Hâliyle rahatlıkla diyebilirim ki, %7 seçim barajı hem HDP hem de MHP için önemli bir gelişmeye gebe.



Avrasya gemisinden inmeyi hedefleyen Erdoğan, Atlantike uzanan yolculuğunda MHP ile arasına mesafe koymak durumunda olduğunun da bilincinde. MHPnin pozisyonunu anlayabilmek için Kürt açılımı sürecine mercek tutmanız yeterli.

Erdoğanın ABD ile yakın olduğu dönemde gerçekleştirdiği çözüm sürecinde, MHPnin AK Parti karşısındaki tutumunun çok sert olduğunu hatırlayacaksınız. Oysa aynı Bahçeli, ittifaka dahil olduğu seçimlerin öncesinde Osman Öcalanın TRTye çıkartılmasına aynı yüksek perdeden bir tutum sergilememişti. Demek ki söz konusu partilerin itiraz notasının tonu ideolojik değil, saflarla ilgili bir makamda hayat buluyor.

ERDOĞANIN YENİ MÜTTEFİK ARAYIŞI

Bu durumda Erdoğanın elinde Atlantike doğru daha rahat kulaç atabileceği iki ihtimal kalıyor: Ya İYİ Parti ya da HDP.
Erdoğanın eski gemideyken, Bahçeliden İYİ Partiyi de Cumhur İttifakı saflarına katmasını istediğini daha önce yazmıştım. Ancak bu durum gerçekleşmemiş, Akşener stratejisini korumuştu.

Bu durumda Erdoğan MHP yerine İYİ Parti ile ittifaka girişirse eğer, MHPnin oylarının daha da düşeceği şüphesiz. Peki, Erdoğan gemiye binmeyecek olan MHPnin yok olmasını isteyecek mi?
Hiç sanmıyorum. Nasıl ki Avrasya gemisinde ABD ile kurmayları aracılığıyla bir açık kapı bıraktıysa, Atlantik gemisinde de Bahçeli aracılığıyla bir açık kapı isteyecektir. Bu nedenle Erdoğan bu yolda İYİ Parti ile bir ittifakı tercih etmeyecektir.

Çünkü Erdoğan İYİ Parti ile anlaşırsa beş yıldır ortaklaşan milliyetçi-mukaddesatçı tabanda itibar kaybına uğrayacak olan MHP, ittifakın dışına itilmiş ve muhalefet alanını yitirmiş bir parti olarak zor duruma düşecektir. Fakat Erdoğan Kürtlerle anlaşırsa eğer MHP, AK Partiye ve sürece muhalefet edebilir ve Meclise girebilecek bir oy oranına sahip olabilir. Bu nedenle %7 MHP için burada yedek plan olarak duruyor diyebiliriz.

Tabii yine de burada Erdoğanı kara kara düşündürecek bir tablo daha var karşımızda. Erdoğanın beş yıldır MHPden devraldığı kavramlar ile yaptığı milliyetçi - mukaddesatçı siyaset neticesinde AK Parti ve MHP tabanı neredeyse aynı seçmen kitlesine dönüştü. Kaldı ki Bahçeli henüz kendi sözünü söylemedi. Kızılelma'dan Kobani'ye: devletin yeni sahibi olarak görülen Bahçeli'nin elini nasıl kuracağına ilişkin analizler için şu yazımı hatırlatmakta fayda görüyorum.

Kürtlerle çıkılacak bir yol Erdoğana sandıkta mutlak bir zafer vadedecek mi? Bu ayrılık gerçekleşecekse nasıl olacak? AK Parti - HDP arasında üstü örtülü ya da resmî bir ittifak mümkün mü? Böylesi bir ittifak kısa sürede taban tarafından olumlu karşılanabilir mi? Bu soruların yanıtı önümüzdeki sürecin de şekillenmesini sağlayacak.

HDP CUMHUR VE MİLLET İTTİFAKI ARASINDA ELİNİ GÜÇLENDİRDİ

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancarın Ülkenin yönetimine talibiz açıklaması da gösteriyor ki, HDP içerisindeki bir kanat artık Millet İttifakının örtülü müttefiki olmak yerine pazarlıkta elini güçlü tutmak istiyor.

Kürt siyaseti içerisinden bir grup strateji değiştirip AK Parti ile hareket etmeye karar verirlerse dahi buna isimleri ve cisimleriyle dahil olmak istiyorlar. Bu nedenle kulis haberimde aktardığım üzere, CHPlilerin gelin, istifa edelim teklifini reddederek keskin bir noktada durmayı reddediyorlar. Muhatap İmralı mı Silivri mi olacak tartışmaları sürerken derken kendilerini şimdiden muhatap aldırmış görünüyor bile.

Seçim öncesinde ya da sonrasında Erdoğan ile ittifaka açık olduğunu anladığımız HDPnin diğer Eş Başkanı Sezai Temellinin Kürt sorununun çözümünde muhatap İmralıdır cümlesi ise aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemenin tezâhürü olarak karşımıza çıkıyor.

KILIÇDAROĞLU HDPYİ AYNI POZİSYONUNDA TUTMAYA ÇALIŞIYOR

Erdoğanın yeni politikasının bilincinde olan CHP Lideri Kılıçdaroğlu ise İYİ Partiyi ittifakta tutmayı başarabildiği gibi, HDPyi de bulunduğu pozisyonda tutmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlunun Kürt sorununu biz çözeriz açıklaması ya da Oğuz Kaan Salıcıyı Kuzey Irak temaslarına göndermesi gibi gelişmeler de belli ki pazarlıkta eli güçlenen Kürtlere uzatılan bir imdat eli.



Aynı zamanda yaptığım görüşmeler neticesinde Oğuz Kaan Salıcı ile Barzani'nin görüşmesini ayarladığını öğrendiğim Mesut Yeğen'in görüşlerinin Genel Merkez düzeyinde kabul görebileceğini söylemek mümkün.

Ancak bu durum CHP içerisinde de ayrılıklara neden olacaktır diyebilirim; zirâ kendi ismi ve yan yana durduğu isimler partideki gruplar arasında tartışmalara sebep oluyordu. ODTÜ'den gönderilmesinde yine CHP'li bir isim olan Sencer Ayata'nın etkisi parti içerisinde konuşulan bir konuydu. Oradan da Davutoğlu'nun Şehir Üniversitesine geçmesi tabii. CHP'nin Genel Merkez tutumunun partideki yansımasını da hep birlikte izleyeceğiz.

Açtığım AK Parti - HDP ittifakı tartışmasına dönecek olursak eğer; bu ittifakın kurulması durumunda Erdoğanın CHPnin söylem desteğine ihtiyacı var diyebiliriz. Malumunuz HDP uzunca bir süre kriminalize söylemler ve operasyonlarla anılan, genel başkanları tutuklu bir siyasi parti.

Bu durumdaki parti ile ittifak kurulabilmesi için ihtiyaç duyulan meşruiyet alanı ancak Millet İttifakından yükselecek söylemlerle kurulabilir. CHP Liderinin Kürt sorununu biz çözeriz, Demirtaş serbest bırakılsın şeklindeki söylemleri her ne kadar HDPyi kendi saflarında tutmaya çalışmak maksadıyla olsa da, bir noktada Erdoğanı mutlu ettiği kesin.

AK Parti tabanındaki yumuşak geçişi CHPnin söylemleri ile gerçekleştirebileceğini bilen Erdoğan, Kılıçdaroğlunun Cumhurbaşkanı adayı olduğu durumda da dağılan tabanını CHP karşıtlığı özelinde yeniden bir arada toplamaya çalışacaktır. Bunun gerekçesini Erdoğanın CHP karşıtlığı üzerinden kurduğu stratejiyi anlattığım yazımı okuyanlar daha iyi anlayacaktır elbette. Tüm bunları hesaba katan Erdoğan da tabanını düşünerek, süreçte yavaş ve dikkatli hareket edecek gibi görünüyor.

DEMİRTAŞIN TAHLİYESİ İTTİFAKTAKİ KIRILMAYI HIZLANDIRABİLİR

Tabii bu durum yakın zamanda Selahattin Demirtaşın serbest bırakılmasını de beraberinde getirecektir. Erdoğanın bu tahliyeden duyacağı memnuniyeti ifade etmesi, MHP ile sürdürdüğü ilişkinin şimdilik rafa kaldırılması için oldukça şaşalı bir başlangıç olacaktır belki, kim bilir?

HDPnin karar mekanizmalarının farklı kanatları temsil ettiğini bildiğimiz için gidişatı kestirmek mümkün olsa da, şimdilik Erdoğanın Ahmet Kaya şarkıları söylemeye başladığını hatırlatmakla yetineyim.



Ancak önceki açılım sürecine bakarsak ve Öcalanın Mezopotamya Yayınlarından çıkardığı İmralı Tutanakları kitabında altını çizdiği hususları göz önüne alırsak eğer; Erdoğanın yüzünü Atlantike döndüğü bugünlerde Dolmabahçeden ders alarak; bu kez aracı olarak eski Avrasyacıları değil, meşru siyasetçileri muhatap alacağını tahmin etmek mümkün.

90LARIN KAVRAMLARINDAN KURTULMAK

Yine o süreçte Sinirlioğlu-Fidan ikilisi üzerinden gerçekleştirilen temaslar sürerken bir yandan KCK operasyonlarını yapan başka ekiplerin olduğunu da hatırlayarak, Erdoğanın 2023 öncesi son düzlükte tek kişilik bir koltukta oturduğunu ispatlamak için önünde önemli bir rampa var gibi duruyor. Zirâ 90ların kavramlarını bugünden çağırarakseküliyer - gerici ayrışması üzerinden atılan manşetleri de bu minvâlde ele almak gerek.

28 Şubatta paltosunu alarak geri çekilmek durumunda kalan Erbakanın kurduğu her hayali bir bir gerçekleştiren Erdoğanın Türkiyedeki İslamcılar için Erbakanı dahi geride bırakan bir lidere dönüştüğü yadsınamaz bir gerçek.

Erdoğanın bugün o günün üniformalı liderlerini cezaevine gönderen politik gücü temsil ettiğini de göz önüne alırsak eğer, yürüdüğü yeni yolun kendisi için söz konusu rampadan bambaşka engelleri de hazırladığını görmek hiç de zor değil. Son gelişmeler dahilinde attığı adımlar ise sağlık durumunun konuşulandan daha iyi olduğunu ispatlar durumda belli ki.

Ezcümle; dünden bugüne kronolojik olarak yaşanan gelişmelere bu pencereden göz atan herkes açıkça görebilir ki: bizleri 2023te 2016dan çok daha farklı gelişmeler bekliyor.

İster erken seçim, ister ara seçim, ister genel seçim Seçimi iktidar ya da muhalefet değil; her zaman olduğu gibi yalnızca kapalı siyaseti yönetebilenler kazanacak.


Ece Sevim Öztürk



(Yazara destek olmak istiyorsanız patreon hesabını ziyaret edebilirsiniz)
 
Üst Alt